28 Aralık 2013 Cumartesi

5-6 Aralık Jodhpur 7-10 Aralık Udaipur 12-13 Aralık Bharathpur

Eveeeeet nerede kalmıştık... En son develerdeydik sanırım :)

Bikaner sonrası Rajastan bölgesinin diğer şehirleri Jodhpur ve Udaipur'u ziyaret ettik. 

Yolumuz üzerindeki "Fare Tapınağı"nı da atlamadık. Herkesin inancına saygımız var da bu ne yahu !


Jodhpur'da, "mavi şehir" de sadece 2 gün geçirdik. Görebildiğimiz tek mavilik kaleden aşağı şehre bakarken ki birkaç evdi. 


Jodhpur kale


Jodhpur, kaleden şehrin görünümü

Buradan akılda kalan "flying fox" dedikleri çelik halatlardan kaymaca... Acayip zevkliydi, ilk başta o ayakları yerden kaldırmak gerçekten zor ama sonrasında bitmesin istiyor insan :)



 Yolda, kenarda durup gelip geçen arabalardan yemek bekleyen maymunlara bakalım dedik, biri inmemize kalmadan bizi ziyarete geldi !



Udaipur ise, "beyaz şehir" ya da "göller şehri", tabiatı çok güzel. Kaleler, saraylar, pazarlar gez gez biryere kadar, bu kez farklı şeyler arayışına girdik, develerden sonra bir de at turuna çıktık.



Kaldığımız otelin aynı zamanda küçük de bir çiftliği vardı. Burada yeni doğmuş atları ve yaşantılarını görmek ayrı bir keyifti. İstanbul'da bu tür ayrıcalıkları yaşamak, ekonomik olarak ulaşabilmek gerçekten zor. Birkez daha kendi ülkemizden daha ucuz biryerlerde olmanın zevki başkaymış dedik kendi kendimize.



Buradaki atların kulakları içe bükük, pek şekerler :). Bana en uysal olanını verdiler, binerken 'git' ve 'dur' kelimelerini öğretiyorlar, benim git demeyi öğrenmem yeterliymiş "çelo çeloooo"... Umut'un eskilerden tecrübesi varmış, birazda işi bilir gözükünce, bize atıyla eşlik eden çiftlik sahibi Umut'un öne geçmesine izin verdi. Bir ara baktım baya dört nala gidiyor bizimki, ufak bir panik havası yaşanmadı değil, neyse sonra Umut 'döş' 'dur' kelimesini hatırlamış, rahat bir nefes aldık. Habamam'daki Şener Şen misali gidiyordu valla :) ...

Jodhpur sonrası bir geceyi, sadece konaklama için, Jaipur'da geçirdik. Bir sonraki durağımız ise 'Kuş Tabiat Parkı' Bharatpur. 

Bharatpur yolu üzerindeki Abhaneri "Chand Baoli Step Well". Kuyunun çok genişi gibi, farklı su seviyelerindeyken ulaşılabilsin diye basamaklar var, ilginç bir mimari oluşmuş. Ülkede ve Pakistan'da bir çok şehirde var, bu en derinlerinden. İngilizlerin hakimiyeti sonrası kullanılmaz olmuş hijyenik sebeplerle. Bu yapılar özellikle bayanlar için bir sosyalleşme alanı iken, aynı zamanda yanına iliştirilmiş olan tapınakta da birtakım kutlamalar yapılırmış. 



Bharatpur Tabiat Parkı göçmen kuşların uğrak yeri, büyük bir korunmuş park. Katlanır bisikletlerimiz burada da büyük ilgi odağı oldu :). 


Hindistan'da heryerde karşımıza çıkan, dibinize kadar sokulan sincaplar :)

Çeşit çeşit ördek, yüzlerce leylek, tropikal rengarenk kuşlar, boyu 1 m yi aşan sürüngenler, klasik başıboş inekler tabiat parkının misafirleriydi. 









3 Aralık 2013 Salı

Delhi, Agra, Jaipur, Pushkar, Bikaner

24-27 Kasım Delhi (arada 25-26 Kasım Agra);

Delhi başkent, büyük şehir... Trafiği, kalabalığı yordu biraz. Arabayla Delhi'ye ulaşmak tam bir azaptı, hele arabayı otoparka bırakabilmek, tüm gün yol üstüne, tam akşam saati, ooofff çekilir dert değil !

23 Kasım akşamı Delhi'de Ophelie ve Severin'le buluştuk :). Devamlı irtibat halindeydik, günler çakışınca da tamam dedik. En son İran Yazd'da "Hindistan'da tekrar buluşuruz umarız" diyerek ayrılmıştık. Tabi ki o gece biralarımızı tokuşturarak kutladık bu güzel buluşmayı :).




Severin de Umut da birer motosiklet aşığı :). İkisi de Hindistan'da üretilen "Royal Enfield" lara binme peşinde, hal böyle olunca Severin'in motor kiralayıp, Agra'ya 2 günlük tur yapma önerisi anında onay aldı. Motorlar kiralandı, kasklar alındı, ertesi gün için hazırız...

Pazartesi sabahtan çıktık yola, Delhi'den çıkmaya çalışmak başlıbaşına bir olay ! Öncesinde konuşurken, 2 rota alternatifinden bahsetmiştik, otoban ya da ara yollar. Umut'un ve benim kuzeydeki yol tecrübelerinden sonra, otobanın da otoban olduğuna pek inancımız kalmadığından, otobanla başlayalım bakarız duruma dedik. Motorda otoban keyifsizdir, tercih edilmez ama sınırlı vaktimiz var ve amaç keyif almak. Amanın o da ne, otoban gerçekten otoban, yok yok Hindistan değil burası, yollar kaymak ve bomboş ! 

Otobanda rahat yol alınca, mantıklı bir zamanda Agra'ya varabileceğimize kanaat ettik, yolun kalan üçte birini ara yollardan yapalım dedik. Kesinlikle daha önceki gibi değildi yol ! Delhi'ye gelişimişimiz o kadar acıklı olmuştu ki, arabayı bırakıp toplu taşımayla devam etme niyetine girmiştik ! Bu yolları görünce ferahladık, meğer Hindistan'ın en kalabalık yerlerinden geçmişiz ve sonraki rotalarımızda otoban ve daha iyi yollar olacakmış. 

Gezginlerden aldığımız verilere göre  Agra'da Tac Mahal dışında pek birşey yokmuş. Rehber kitabın tavsiyesini dinledik sabah 5.30 da kalktıp, 6'da Tac Mahal'in kapısında beklemeye koyulduk. Buradı Hindistan, saat 6 yazabilir kapı açılış için ama 6.40 da açılması da gayet olağandır :). Güne erken başlamak güzelmiş !


Tac Mahal'le ilgili ne söylenebilir ?! Mimarlık ve restorasyon okuyunca bazı  tarihi, mimari eserlerin fazlasıyla fotoğrafını görüyorsunuz ve beklenti büyüyor sanırım ! Ama ne olursa olsun ihtişamı ve müthiş el sanatıyla görülmesi gereken bir yer...

Agra dönüşü sancılıydı ! Sancılı derken gerçekten sancılıydı :) Severin ve ben rahatsızlandık, ortak yediğimiz tek şey sabah ki tost olduğundan cezayı da peynire kestik... Neyse ki ertesi gün yarım gün kaybıyla durumu toparladık :)

Günün kalan yarısını da "Lotus Temple" a ayırdık. Burası belli bir dine ait değil, tüm insanların kendi inançlarına göre ibadet edecebileceği, bir toplanma mekânı. Mekan mimari olarak ilgi çekici, nilüfer çiçeği biçiminde. İç mekan yalın, mermer kaplı, cephenin konstrüksiyonu içeri yansımış. Girişte görevliler uyardı, içeride çıt yok ! En aklımızda kalan da bu oldu sanırım, Hintlilerin sessiz kalma çabası :)

Delhi daha bitmedi, Rajastan turu sonrası tekrar döneceğiz...

28-29 Kasım Jaipur
Sabah 6'da Delhi'den ayrılma kararı ile çok doğru bir iş yapmışız :). Biraz uykudan fedakârlık ettik ama çılgın trafikten kurtulduk.

Bu gelişimizde Jaipur sadece bir durak noktası oldu. Şehre tepeden, Maymun Tapınağı ve kaleden baktık, pazarında dolandık, yedik, içtik, dinlendik :)

30 Kasım Pushkar

Pushkar Hindu'lar için önemli dini merkezlerinden biri. Yıkanmak için girdikleri kutsal göl kenarında çok sayıda tapınak var, açıkcası başka da birşey yok ! Bu kadar :))

Burada güneşin batışını izlerken bir ayakkabı tamircisi yanıma yanaştı, ayakkabınız açılmış dedi , valla doğru üşengeçlikten halletmemiştim, girişimciliğini tebrik etmek lazım :)

1-4 Aralık Bikaner

Develeeeeer, evet buraya geliş amacımız bu güzelim hayvanlarla ufak çapta safari yapmak. Bu turları düzenleyen bir konuk evinde kalınca organizasyon kolay oldu. Deve üzerindeki 2-2,5 saatlik seyahat sonrası kamp alanına vardık. Tamam gittiğimiz yerler çöl değildi belki ama o muhteşem ipek gibi kuma ayak bastık, köylerden geçerken çocuklara el salladık, yeni toplanmış taze yer fıstıklarının tadına baktık, bir tilki, iki antilop gördük, kuş cıvıltılarını dinledik... Develer de süper hayvanlar, o ne kalkış iniş yahu !

Ben ve Tüylü, cinsi böyleymiş !

Hiçbir gün hesabı yapmamıştık ama çok sanşlıydık. Aysız bir gece yıldızların altında kamp... Grup 2 Türk, 1 İsviçreli, 1 Sırp, 1 Fransız, yakın yaşlardayız ve ikisi mimar ! Kampta tek garip olan alana vardığımızda kamp ateşinin hazır oluşu, varış ödülü çay bisküvi ve sonrasında da önümüze servis edilen muhteşem yemek ! Alışkın değiliz böyle herşeyin önümüze sunulmasına. Yalnız kampı özlemişiz, ne yaptık biz de tadını çıkarttık :)


1 Sırp, 1 İsviçreli, 1 Fransız, 2 Türk

Kampımız...

Not: Fotoğraf konusunda üşengecim, kareler Umut'tan, teşekkür :) 



27 Kasım 2013 Çarşamba

11-12 Kasım Chandigarh 13 Kasım Haridwar 14-22 Kasım Rishikesh


Chandigarh'a giderken fazla kilometremiz yok rahatız demiştik, yanılmışız. 

Himalayalar...

Burada haritada ana yol gibi gözüken yollar, offroad yollara dönüşebiliyor bir anda, genel bir yol yapım çalışması var sanırım ülkede ! Hindistan karmaşasında araba kullanabilmek büyük bir hüner ve sabır gerektiriyor. Uzun yol tecrübe eksikliğim vardı ama bu başka birşey; acayip dikkatli, hünerli olmak gerekiyor. 2. şoförüm ancak buradan kazasız çıkamayabilirim velhasıl burada Umut'a ne kadar yardımcı olabileceğim gerçekten bilmiyorum, ona büyük iş düşüyor ne yazık ki !

Yolda yaya, bisiklet, at arabası, inek, motosiklet, tuk tuk, araba, kamyon, otobüs herşey var, çok fazlalar ve kural diye birşeyden haberleri yok. İnsanları ayıplayamıyorum çünkü böyle öğrenmişler, böyle görmüşler. Acayip bir korna gürültüsü var, araçların arkasında "please horn" " lütfen korna çal" yazıyor zaten. Ana prensip şu, sen hep önüne bakarak kullanıyorsun, arkadan gelenle alakan yok, kornayla ben buradayım demen lazım devamlı. Şerit bilmediklerini düşünürsek, devamlı bir "dat daaaaaat" ! Evet Umut haklı sanırım arabada kulak tıkacı kullanmak mantıklı görünüyor !

Chandigarh bir şehir plancısı ya da mimarsanız oldukça ilgi çekici bir şehir. Bağımsızlık sonrası ilk inşa edilen şehir olma özelliğini taşıyor. Le Corbusier ve ekibi tarafından planlanan şehrin işleyişi sorgulatıcı. Çok iyi çalışan hiyerarşik bir sirkülasyon var: Ana arterler, ara bağlantı yolları, her adada yeşil alanlar, yaya ve bisiklet yolları. Her adanın belli bir işlevi var; konut, kamu mekanları, ticaret, sosyal alanlar... Baştan bir şehri planlama işi omuzlara çok ağır bir yük olsa gerek. Ulaşım ile ilgili işlerin çok iyi yürümesinin dışında, ters giden şeyler de var. Zira hiçbir referans noktanız yok. Her adanın kesişimindeki ada numaralarını gösterir numaralar olmasa, dümdüz bir tapografyaya sahip bir şehir olduğunu da eklemek lazım, her yer aynı gözüküyor. Ama şehrin düz, parklar ve ara bisiklet yolları olmasından yararlanıp şehri bisikletle turlama imkanı yakaladık. İşler doğru planlanınca insanlar yolda sakin ve daha az korna gürültüsü var. 



Le Corbusier Adliye Binası


"Open Hand" "Açık el" heykeli


Bir garip park, Rock Garden.

Rishikesh... Burası ile ilgili tek kelime huzur olsa gerek :) 2-3 gün kalırız derken 10 gün kaldık bu güzel kasabada. Yoga, meditasyon, reiki, masaj kursları var dört bir tarafta. Diğer önemli özelliği ise Hindu'lar için önemli bir dini merkez olması. 

Umut'un da "haydi yerine gelmişken deneyelim" dediği yoga ile tanıştık burada. Ben hep deneyimlemek istemiştim zaten :). Öncesinde bir deneme dersine katıldık, sonrasında da ufak bir araştırma sonrası 7 günlük ders alacağımız yeri bulduk. 1 hafta vücudunu tanımak ve kendine kendine devam edebilmek için gereken minimum süre. Ve çok sevdik, en azından her sabah " güneşi selamlamaya" karar verdik. 
Yoga hocamız !


Rishikesh

Rishikesh'te geçen zamandan kesitler;
- Sabah erkenden uyanmaca, yoga dersi.
- Ders üzerine şahane kahvaltı ( paranthalar, muzlu nutellalı krepler, taze sıkılmış meyve suyu...)
- Terasta kahve eşliğinde kitap okumaca.
- Çatıdaki salıncakta güneşlenme.
- Gün batımında Ganj Nehri'ne karşı kek, kahve keyfi.
- Ortalıktaki maymunları izlemece.
- Başıboş zavallı inekçiklere üzülme.
- Ganj Nehri'ne giren Hindular.
- Gün batımında nehre bırakılan çiçekler ve üzerinde yanan ateşin keyfi.
- Nehir kıyısında sepette çiçek satan sevimli çocuklar.
- Akşam yoga dersi, ooooooommmmm...
- Ders sonrası sıcacık bir çorba.
- Meyve, fıstık ya da patlamış mısır eşliğinde birşeyler izlemece.
- Vücutta bir yorgunluk, kafada rahatlama ve müthiş bir uyku.


8 Kasım 2013 Cuma

Hindistaaaan yavaştan kendini sevdirir !

5-6 Kasım Amritsar 7-10 Kasım McLeod Ganj

Pakistan-Hindistan sınırı; Pakistan kısmı bir tanıdık aracılığı ile çok rahat geçti, ancak Hindistan tarafında  gereksiz bir bekleşme oldu, işler çok yavaş, niye ? Kimsenin işle alakası yok da ondan :). Neyse valizlerin x-ray de, arabanın da köpek tarafından aranması sonrası işlemler bitiyor. Hoşgeldik Hindistan !

Wagha'daki Pakistan-Hindistan sınır kapısının kapanıp, bayrakların indirilme seromonisine talep büyük. 
Bol miktarda yerli turist var ve acayip coşkulular, festival havası gibi, çalan müzik, ortada dansedenler...


Bağımsızlık sonrası, Pakistan-Hindistan sınırı Punjap bölgesini ortadan bölmüş, aslında birbiri ile aynı kültüre sahip halk ikiye bölünmüş, ve bizde Balkanlarda yaşandığı gibi bir göç yaşanmış. Müslümanlar Pakistan'a, Hindular-Sihiler Hindistan'a. Komşu iki ülke arası da iyi değil maalesef. 

Hindistan birbirinden farklı dinlerin, dillerin, kültürlerin olduğu çok çeşitli, çok renkli bir ülke. Ve evet çok kalabalıklar...

Gezimize sınıra 30km uzaklıktaki Amritsar'la başlayarak sıkı bir giriş yaptık. Zira burası Sihizm'in en önemli tapınaklarından "Golden Temple" a ev sahipliği yapıyor. 


Ayakkabılar ve çoraplar, tapınağın ana girişinden itibaren yasak ! Sihiler sağlık bulacaklarını inandıkları bu suya girip ibadet ediyorlar, kadınlar için de ayrı bir bölüm var. Tapınakta her saatte ücretsiz yemek var ve tüm işler gönüllülerin yardımı ile yürüyor. 

Hint yemeklerine bayıldık, denildiği gibi acı değil, bilemiyorum belki güneye indikçe durum değişecek. Tapınaktaki öğle yemeği menümüz; Çorba, mercimek yemeği, pilav, sütlaca benzer bir tatlı !

Bu arada burada en son Multan'da İkbal'in evinde gördüğümüz Fabian'la tekrar karşılaştık. Dünya bazen çok büyük, bazen de çok küçük. Fabian daha önce 2 yıllık bir Asya Turu yapmış. Kendisi bir yazar ve bu seferki geliş amacı Nepal'de fakir ailelerden alınıp Hindistan'da para karşılığı satılan çocuklarla ilgili bilgi toplamak. Kitabını merakla bekliyor olacağım. 

Bir sonraki durağımız McLeod Ganj. 2 gece kalırız dediğimiz yerde bugün 4. günümüz. Acayip huzurlu biryer... Doğada yürüyüş yapmayı özlemişiz, burada ağaçların tepeleri maymun dolu :)

Dağ manzaralı terasta huzur...

McLeod Ganj Budizm'im için çok önemli bir merkez, Dalai Lama'nın evi burada. Tapınaklarını ziyaret ettik, burada öğrenci yetiştiriyorlar. Sokakta birçok rahip ve öğrencilerini görmek mümkün. Etrafta bol miktarda yoga, mediyasyon, masaj, budizm öğreti merkezleri var. Ayrıca burası ciddi bir Tibetli nüfusuna sahip. İnsan gezerken öğreniyor galiba, Tibet'in Çin hakimiyetine altına alınışı, geçmişi ile ilgili bilgi alabilmek adına güzel bir müze var.



Tibetlileri bulmuşken hem yemeklerinin tadına baktık, hem de masaj yaptırdık :). Yemekler genel olarak vejeteryan ve hamur yemeklerin ayrılmaz parçası, ki bu benim sevmem için yeterli. Masaj, gerçekten çok rahatlatıcı ama burada öyle mistik kokulu odalar, loş ortam, müzik falan yok ! Ama yine de çok keyifliydi. 

Masaj sonrası migren krizlerimle ilgili konuşunca, Tibet geleneksel yöntemlerini izleyen bir doktoru tavsiye ettiler. Krizler eskisine göre çok daha iyi. Daha önce haftada 2-3 olan krizler ayda 3-4 e düştü. Kriz ilacını almamak adına kendimi sessiz ve karanlık bir odaya kapatıp uyuyorum ama ömrümden çalan bu kayıp günler çok canımı sıkıyor maalesef ! Denemekte yarar var dedip vardık doktora, bir aylık ilaç verdi, yeterli olup kurtulacakmışım bu illetten :)

Reçetem ve şekere benzer (küçük küçük kumaşlara sarılı karışım, kurdelelerin üstü de mühürlü-pek şekerler) ilaçlarım !

Hindistan yavaştan kendini gösterir 
Alır beni senden bana getirir 
Öyle değil mi alanson? 
Bom bili bili bom! Bom bili bili bom!   ( Mazhar Alanson, Hindistan)


Sevgili çocukluk arkadaşım Eda'nın yolculuğuma eşlik etmesi için hediye ettiği "İncir Kuşları" kitabı ile birlikteliğimiz sona erdi. Yenilerine yer açabilmek adına onu McLeod Ganj'daki Green Hotel'in kütüphanesine, yeni yoldaşını bulması için, bırakıyorum. Tekrar teşekkürler Eda'cığım. 
Not: Geçtiğimiz yaz Saraybosna ve Mostar'ı görüp yakın tarihte yaşanan savaşın izlerine şahit olmuştum. Kitap bu dönemden, gerçeğe dayalı, bir kesit sunuyor, tavsiye edilir...





4 Kasım 2013 Pazartesi

5 Kasım Pakistan'a veda/ Sevdiklerim, sevmediklerim

Sevdiklerim;
- Daha öncekilerine hiç benzemeyen bambaşka bir yerle tanışmak. 
- Kadınların, kızların rengarenk kıyafetleri. 
- Hafif acı ama çok lezzetli sulu yemekleri. 
- Paratha denen yağlı ekmek. 
- Develer :).
- Küpeli, hızmalı kadınlar. 
- Kadınların kınalı desenli elleri. 
- Bacakları kulakları kınalı eşekler. 
- Binbir çeşit sokak yemeği.

Sevmediklerim; 
- Tüm ülkeye hakim olan toz, toz, tooooz !
- Trafiğin ters akışı.
- Eskort meselesi, daha doğrusu ülkede tehlike, terör olması. 
- Dünyanın adil olmadığını görmek ve çaresiz kalmak. 
- Peynirin olmaması. 
- Bir garip, yük taşıyan, eşekçikler. 
- Kelle koltukta, insanların motosiklete 6 kişi binmek zorunda kalması. 
- Çılgın trafik. 
- Sütlü çay. 

1 Kasım Multan 2-4 Kasım Lahore

Multan'daki günümüzü, aynı zamanda Pakistan'daki ilk günümüz de diyebiliriz, çok keyifli ve dolu geçirdik. Önce tuktukla şehri dolandık biraz, sonrasında pazarda ve dar sokaklarında turladık. 

Burada birçok sokak yemeği olduğu gibi, batıya benzer lokanta ve pizzacıları, KFC, Subway gibi markaları da bulabilmek mümkün. 

Kızaran hamurlar... Nefis :)

Öğleden sonra ise, bir arkadaşımız vasıtasıyla ulaştığımız İkbal ile buluştuk. Bir de baktık ki yanında Tahran'da tanıştığımız İspanyol motorcu var, gezginlerle bir daha bir daha karşılaşmak çok olası anlaşılan. 

Sonrasında tekrar benzer yerlere gittik ama yanınızda yerel biri olunca durum bambaşka tabi, kaçırdığımız detayları da onunla tamamlamış olduk. 

Akşam evlerine yemeğine davet edildik, biraz tereddütlüydüm başta ama iyi ki gitmişiz, herhalde gezimizin en unutulmaz akşamlarından biri oldu benim için. 


Umut, ben, Fabian ve muhteşem süsü ile tatlı paketimiz...

Burada biraz kaç göç durumu var, bizdeki tutucu ailelerde olduğu gibi. İspanyola sormuştum, karısını görüp görmediğini, " hayır" demişti. Ama ben gelince durum değişti :).

Evleri için kocaman bir bahçe içerisinde yeralan bir köşk diyebiliriz, burada akraba 4-5 aile birlikte yaşıyorlarmış. Eve girer girmez İkbal eşi ile tanıştırdı beni, Necma, o da hemen odasına davet etti, aynı yaştaymışız. Sonrasında iki kızkardeşi de katıldı bize, çok iyi ingilizce biliyorlar. 

Yemek pişirmelerine tanık olmak ayrıca güzel bir deneyimdi, çok güzel ağırladılar bizi.

 Kızkıza muhabbet ve kına seramonisi...

Kınalarınız çok güzel desenli dedim, hoop küçük kızlardan biri elinde kına ile çıkageldi, iyi yapalım deyip elimi teslim ettim :) Kızkardeşlerden birinin güzel sanatlarda okuduğunu da o an öğrendim, çok kısa bir sürede ellerim, kolum kınalıydı artık...

Ertesi gün Pakistan'daki son durağımız olan Lahore'a vardık. Burada da, tanıdıklar sağolsun, İkbal bizi Hafiz Bey'e yönlendirdi, kendisinin araba galerisi var, eski bir motorcu ve gezgin. Haliyle konuşulacak çok şey var, 1985'te gelmiş İstanbul'a, Çırağan'ı, Eyüp Sultan'ı, bir zamanlar merkezin dışında kalan Şişli'yi sordu bize, Pakistan'dan bile çok ucuzmuş o zamanlar İstanbul... Yanlış zamanda düştük İstanbul'a :( !





Lahore'dan kareler...

Hafiz Bey'in arabalarla olan ilgisini görünce, Pakistan'da bol miltarda Suzuki- Suzuki servisi bulunca ve 10000 km yi de devirince, Tospağa'yı bir servise sokalım dedik. Evet 2 ayımızı ve 10000 km yi devirdik :). 

Gözü sürmeli bebek ve süslü Tospağa...

Yeni bir ülkeye hazırız, Hindistan bekle biziii...

31 Ekim 2013 Perşembe

27-31 Ekim Pakistan'da yollar yollaaaar


İlk gün hemen sınırın dibindeki Taftan'da kaldık. Sınır tamamen problemsizdi, ingilizce konuşan birileriyle olmak güzel. 

Burası, sınırdaki gümrükle ilgili işlemlerin yapıldığı birim !


İlk gece, hava karadığında vardığımızdan ve polis eşliğinde ilerlediğimizden seçme şansımızın olmadığı bir otele yerleştik. Ve Pakistanlılarla o gece sabaha karşı tanıştık, sınırı geçmek için saat 4'ten itibaren otobüsler gelmeye başladı, odadan çıkar çıkmaz bir curcunanın içinde bulduk kendimizi :).

Sonrasında eskortlar eşliğinde önce Dalbaldin'e ulaştık, buraya kadar ki yolda polis, arkada eşyaları yığın yaparak açtığımız boşlukta bize eşlik etti. Burada anladık ki herkes ingilizce bilmiyor ! Ama enterasan arabada silahlı bir yabancı var :). Bazısı sıcak kanlı çıktı, dili döndüğünce konuştu, çocuklarının fotoğrafını gösterdi, müzik dinletti. Oldukça değişik bir deneyimdi.

Eveeeet 50 cm dibimde bir kalaşnikof var !

Dalbaldin'de kaldığımız otelde de yiyeceklerle tanıştık. Yemekler genel olarak acı, yani keyifli bir düzeyde ve de oldukça lezzetli. İran'dan sonra sulu yemeğe kavuşmak bizi oldukça sevindirdi. 

Pakistan'daki 2. gün ise bitmek bilmeyen bir yolda Quetta'ya ulaşmakla geçti. Yolun büyük kısmı iyi değildi, bir de 20-25 km de bir durup pasaport onayı, eskort değişimi derken yaklaşık 350 km lik yolu 9 saatte almamıza neden oldu. Ha bir de şehrin içinde yoğun trafikte otele gidebilme mecaramızı sayarsak etti 10 saat. 

İnsanlar böyle otobüs, minibüs tepelerinde...

Ertesi gün NOC belgesi için emniyete gittik. Ama hep eskort eşliğinde, neyse ki bu sefer tuk tuk'la seyahat ettik. Emniyetteki iş sadece oradan oraya dosyanın taşınması maslesef, neyse çaylarını içtik, hem de memur Beluçi'ler nasıl oluyormuş gördük. Günün gerisini dinlenmece...

27si Dalbandin, 28-29 Quetta, 30'unda da varış noktamız Sukkur oldu. Maalesef Sukkur'a kadar şehirlerden, köylerden birşey anlamadık. Otel dışinda kesinlikle eskort gerekli, şehirde de eskortla olunca insanlarla buluşabilmek imkansız ! "Hoooop açılın, yol açın, yabancı geliyor" gibi bir durum var. 
Develer çok güzel ! Bir de bunların sürü halinde çayırda dolananlarını gördük, 50-60 deve birarada, süperdi :)

Neyse bugün yani 31 Ekim, Multan 'dayız. Eskort işi bitti, yarın umarım Pakistan'ı yakından tanıma şansını yakalayabileceğiz. 






26 Ekim İran'a veda/ Sevdiklerim, sevmediklerim

26 Ekim, bugün Umut'un doğumgünü ve biz tam da ona yaraşır bir şekilde tüm gün yollardayız...

İran'dan ayrılırken dedim ki her ülke için bir sevdiklerim, sevmediklerim köşesi yapayım...

Sevdiklerim ;
- Sıcak kanlı "Hoşgelmişsiniz" diyen İranlılar.
- Türk olduğumuza çok sevinen ve bize yardımcı olmak için çırpınan Azerbeycan kökenli İranlılar.
- Avlulu oteller.
- Helloooo diye seslenen çocuklar.
- Otobanlarda "Misafirimizsiniz" diyen ve para almayan gişe görevlileri.
- Kuzey kısımdaki kahvaltı salonları, salçalı omlet.
- Her türlü pide ekmek (en çok da taş üzerinde pişirdikleri).
- Hamamdan bozma çay evleri. 
- Sınırlı sayıda da olsa yemekleri. 
- Muhteşem tuğla işçiliği. 
- Tuğla kerpiç, saman sarısı mimari. 
- Camilerdeki yarım kubbeden dikdörtgen plana geçişteki sanat.
- İlk çöl deneyimim.
- Dallarında hurmalarıyla palmiyeler. 
- Hayatıma yeni giren nar ve nar suyu. 
- Ucuz benzin.

Sevmediklerim;
- Başörtüsü ve uzun kollu giyme zorunluluğu. 
- Kadınların kara çarşafları ile debelenmek zorunda olmaları. 
- Kadın şarkıcının yasak olması. 
- Çay kültüründeki gariplik, açık, soğuk ve sallama çay servis edilmesi. 
- Kafe kültürünün olmayışı, açık havada çay içememek.
- Yemek çeşitliliğinin azlığı. 
- Camilerdeki özensiz avlu kapatmaları.
- Alaturka ve kokan tuvaletler.

22-23 Ekim Kerman 24-25 Ekim Bam

Shiraz'dan sonra İran bitti bizim içim, yani Kerman ve Bam'da da gezilecek yerler vardı ama bir noktadan sonra hem İran yetti, hem de yeni bir yer, Pakistan, heyecanı başladı. 

Kerman farklı mimari örnekleri ile yine de akılda kalıcıydı. 


Bu iki fotoğraf hamam girişinden. Muhteşem bir sanat, acayip bir işçilik ! Her yarım kubbeden geçişte ayrı bir güzel. 

 Bu da pazar içinde bir kubbe...

Bam'daki ilk akşamımızı dinlenerek geçirdik, 2. gün ise kısa bir bisiklet turu ve  2003'de depremde yıkılmış olan kale içindeki şehri gezdik. Şehir bu depremden çok yara almış belli ama yürürlükteki restorasyonları görmek sevindirici. 

Kaldığımız misafirhane bizler gibi çok gezgini ağırlamış. Hatıra defterinde 20 yıl öncesi gezginlerinin notları vardı. İnsan bunları okuyup, gördükçe daha da bir şevkleniyor. 


Misafirhanedeki bir başka gezgin, İskoç Tim, motoru, deri pantalonu ve yuvarlak gözlükleriyle süper karakter :)










23 Ekim 2013 Çarşamba

19 Ekim Persepolis 20-21 Ekim Shiraz


Persepolis beklediğimden daha küçük bir yermiş. Bu sefer karar verdik Umut'la, anlayarak gezelim, rehberimiz olsun dedik. Ama maalesef ingilizcesi çok zor anlaşılır bir rehber denk geldi, ezberlemiş de biraz sanırım, sorularımıza anlamsız cevaplar verdi. Velhasıl gidilmeye değer. 

Shiraz, bir İranlının da tariflediği gibi, İranlılar için değerli, yabancı turiste hitap eden pek birşey yok. Ya da belki de biz doyduk İran kapalı çarşı ve camilerine. 3-4 gün kalır mıyız derken 2 gün yetti. 

Kapalı çarşıda renkli kumaşlara bakan kara çarşaflılar !

Kubbeden plana geçiş, her camide bambaşka !


Marketteki içecek reyonu, yanlış anlaşılmasın, hepsi meyve suyu ! ( reyonun önünde baya zaman geçirip güldüm de, ayıp olmasın diye fotoğrafı hızlı çekmiştim :)) Eh anlaşılıyor ama vahim durum !


18 Ekim Zey-o-Din/ Çölün ortası, dolunaylı bir gece...

Bir de bunu tadalım dedik, çölün ortasında olması gereken, yanından otoban geçiyor maalesef, kervansarayda sıra dışı bir gece geçirdik. 

Zamanı ayarlayabilmiş olsak, en güzel zaman ayın olmadığı, yıldızların en iyi görülebildiği zamandı, ama biz de en iyi ikinciye denk geldik sanırım :)

İran'da yol kenarlarında kervansaraylara rastlamak mümkün, çoğu iyi durumda değil, Zey-o-din ise hem  korunduğu için hem de dairesel planda çözülen iki kervansaraydan biri olması açısından özel. 

Dağın arkasından doğan ay ve maalesef otoban !

Sevdiceğim...







21 Ekim 2013 Pazartesi

14-17 Ekim Yazd


Yazd'da 2-3 gün derken 4 gün kaldık. İlk gün ancak varabildik aslında, sonraki gün ara sokaklarda tur attık, daracık sokakları Mardin'i çağrıştırdı. Fark; burası düz ve duvarlar gri taş yerine sütlü kahve kerpiç. Anladığımız kadarıyla devamlı bir dış cephe yenilemesi var, duvarlarda saman parçaları görülüyor rahatlıkla. Bir de en belirgin mimari özellik, hava bacaları. Çok sıcak olan bu şehirde evler içe kapanık, hava damarları ise bu bacalar. 

Yazd'ın rengi
Hava bacaları

Şehirden akılda kalan bir de Su Müzesi, tavsiye edilir, güzel düzenlenmiş. Burada şehre gelen su için kazılan kanallar, şehrin su depolama alanları anlatılıyor, böylece şehirde ve evlerde gördüğümüz merdivenlerle inilen kuyular, ara yollarda gördüğümüz bacalı, basık kubbeli yapılar daha bir anlaşılır oluyor. Müzenin içinde olduğu ev de çok güzel, başka geleneksel bir evi gezmeye gerek yok. 

Müzeyi gezerken Türkçe konuşmalar duyunca "merhaba" diyoruz hemen. Tam kaç kişi olduklarını anlayamadık önce, Umut sorunca "turla mı geldiniz" diye, " eveeet, mimarlar grubu olarak geldik biz" deyip, bizi birşeye benzetemediğinden olsa gerek, burun kıvırıp gitti bayan. Sonradan gelen birileri ilgilenip, "siz kendiniz mi geldiniz" falan deyip girdiler muhabbete. Eeee biz de dedik tabi "biz de mimarız" diye. Hooop ilgi arttı bir anda. Meğer İstanbul'da aylar önce mailini aldığım, Umut'la acaba karşılaşır mıyız, bağlantı kursak mı dediğimiz mi Mimarlık Vakfı gezisi ile karşılaşmışız. Sağolsunlar, önce "öğrenci misiniz ? " falan diye sorarak benden oldukça bonus topladılar, eh çocuk ruhumuz devam ediyor da benim beyaz, Umut'un dökülen saçları yaşımızı eli veriyor maalesef. Neyse konuştuk biraz, kendi kendinize geziyorsunuz, süper dediler, verdiler gazı... He heyt :)

Ertesi gün yani 16 Ekim Kurban Bayramıydı. Biz de 4 gün olan bayram onlarda 3 gün ve sadece ilk gün tatil. Dükkanlar kapalı ve etrafta pek insan yok, tek fark bu. Bayram falan anlamadık yani, ortada kurbanlıklar, kan, et kokusu, hiçbir şey yok. Sonradan bir İranlı ile karşılaştığımızda sorduk, Şiilerde sadece hacılar kesermiş, onlardan da isteyen. 

Şehrin boşluğundan yaralanıp Umut'la bisikletle turladık şehri, bu arada telefon geldi. Eveeeet Ophelie ve Severin'le tekrar buluşuyoruz :). 

Sonraki 2 günü de beraber geçirdik zaten, akşamları avluda kral sofrası kurduk, yedik, içtik, eğlendik ve tabi ki daha da kaynaştık. 

Zerdüştlerin Sessizlik Kulelerini ziyarete gittik. Bu inanca sahip kişiler, ölülerini toprağı kirleteceklerini düşündüklerinden gömmezler, havayı kirleteceklerini düşündüklerinden de yakmazlarmış. Öylece bu kulelerin tepelerine bırakır, yırtıcıların doğal döngüyü sürdürmelerini sağlarlarmış. 

Kulelerden biri...

Bölgeyi ziyarete gelen kara böcükler !

Soldan sağa; Demet, Severin, Ophelie ve Umut

Bu seferki ayrılık daha zor oldu Fransızlarla, kesinlikle ne kadar zaman sonra olursa olsun, bir yerlerde tekrar buluşacağız...

Not: Fransızlar arabaları Oscar'ı İran da bırakıyorlar maalesef, Hindistan vizesi için haber bekliyorlar, işlemlerinin tamamlanması 15-20 günü bulacak, bakalım belki Hindistan'da buluşuruz yine :)